Pratik ve Etik
Mülâkatlar süresince araştırmaya ilişkin temel meseleler zihnimi meşgul etse de, acil çözüm gerektiren sorunlar epey sıradandı. Benzer çalışmaları yürütenler, muhtemelen benzer sorunlar yaşamışlardır. Ancak çözümleri hayli mesai isteyen bu sorunlar, yöntemi konu edinen kitaplarda yer bulmaz. Belki de bunun nedeni söz konusu sorunların yazılı olarak ifade edildiklerinde, aptalca değilse bile, fazlasıyla aşikar olmalarıdır. Aşikar olanı dile getirme pahasına, bu sorunları üç başlık altında tartışıyorum: Mülâkat yapılacak insanları bulmak, mülâkat sürecini yürütmek ve veri analiz sürecinin etiği.
Mülâkat yapılacak insanları bulmak
Mülâkat yapılacak insanları bulmak
Mülâkat yapmak istediğim kadınları bulma meselesi, en zaman alıcı süreçti. İlk sözlü tarih projem, savaştan önce** üretim bandında çalışan, güney-doğu’da*** yaşayan kadınlarla ilgiliydi. Dolayısıyla bu kadınların en gençleri 70lerinin ortalarında, çoğuysa 80lerindeydi. Kadınlar, evlilik veya ilk çocuklarının doğumuyla birlikte işten ayrılmış ve bu nedenle pekçoğu 1939dan önce çalışmayı bırakmıştı. Emeklilik yaşına kadar çalışmayı sürdürenler ise -ki azınlıkta olduklarını söylemek mümkün- mülâkatın gerçekleştiği günden en az 15 yıl önce emekli olmuşlardı. Velhasıl en büyük sorun, görüşeceğim kadınları bulmaktı. Daha içine kapalı bir sanayi şehrinde veya araştırmacının aşina olduğu daha küçük bir toplulukta bu kadınları bulmak böylesi büyük bir sorun olmayabilirdi. Ancak ben, uzun araştırmalar sonucu amacım için en uygun yer olduğunu tespit ettiğim Londra’nın güneydeki banliyölerine dair herhangi bir bilgiye sahip değildim. Neticede, mülâkat yapacağım kadınlarla pek çok farklı şekilde iletişim kurdum: Topluluk veya şirket temelli emekli kuruluşları, yardım evleri, yerel firmalar, arkadaşların akrabaları. Gelgelelim bunların ardında, yüzlerce telefon görüşmesi, sayısız mektup (çoğuna cevap gelmeyen), gazete reklamları, ticaret odaları ve gönüllü organizasyonlarla ilgili araştırmalar ve ucu hiçbir yere çıkmayan diğerleri var. Araştırmanın bu aşaması aylar sürdü ve sık sık kimseyi bulamayacağıma ilişkin umutsuzluğa kapıldım. Doğru izi sürdüğümde ise karşıma çıkan kişinin savaştan önce fabrikada çalışmadığını ya da fabrikada çalışsa bile üretim bandında değil, kantinde veya ofiste çalıştığını öğreniyordum.
Kuzey-batı’daki daha sonra gerçekleştirdiğim projede de, Bolton, Oldham ve Salford’a hiç gitmemiş olduğum için, sıfırdan başlamam gerekti. Buralarda mülâkat yapacağım insanları bulmanın Londra’ya kıyasla daha kolay olacağını varsayarak, büyük beklentilerle 1930larda ve 1950lerde fabrikalarda çalışmış olan anneler ve kızlarıyla görüşeceğimi düşündüm, safça. Yine, bir yıllık projenin ilk üç veya dört ayı kendimi bölgeye ve konuya aşina kılmakla ve mülâkatları ayarlamakla geçti. Nihayetinde, Manchester bölgesindeki kadın emeğini tanımlayan gerekli tüm bilgiyi sağlayacak bir işçi tarihi arayışımdan vaz geçmek ve böyle bir şeyin var olmadığını kabullenmek durumunda kaldım. Ayrıca, projemi pekçok farklı insana, aşina oldukları bir dilde anlatmayı fazlasıyla yorucu buldum. Bunu yapabilmek için havanızda olmanız ve kendinizden emin olmanız gerekiyor ki, onuncu telefon konuşmasından sonra dahi bir yere varamadığım günlerde bu pek mümkün olmadı. Sonuç olarak beklentilerimi dönüştürmem gerekti: 96 yaşında bir anne ve 72 yaşındaki kızı ile bir mülâkat yapmış olsam da ve diğer mülâkatlarda da anneler ve kızlarıyla ilgili sorular yöneltmişsem de, görüştüğüm kadınların çalışma alanları odaklanmayı amaçladığım tekstil alanından hayli farklıydı. Bugün anlıyorum ki, Salford bölgesinde ya da Bolton pazarında kimlerle mülâkat yapmak istediğime ilişkin bir ilan levhasıyla beklesem, geleneksel yöntemlerle ulaştığım kadar hatta belki daha uygun insana ulaşabilirdim.
Mülâkat yapacağım kadınları bulma meselesi aynı zamanda kendimi onlara nasıl tanıtmam gerektiğiyle de ilişkiliydi ve bu konuda muhtemelen tüm kuralları çiğnedim. Projeyi onlara resmi bir dille anlatmanın, veya geleneksel biçimde kendimi açıklayan bir mektup göndererek çalışmanın gizliliğine dair güvence vermenin, gizlenecek bir şeyler olduğunu ima ettiğini ve araştırmaya katılma konusunda tereddüte yol açtığını fark ettim. Benzer şekilde, lojmanlarda yaşayanlar bir yabancıyı hırsızlık veya saldırı gibi nedenlerle evlerine davet etmekten çekindikleri için kimlik bilgisi talep ettiler. Diğerleriyse resmi görünen veya yazılı herhangi bir şeyin parçası olmaktan ürktüler. Dolayısıyla ben de kendimi nasıl tanıtacağım konusunda esnek davrandım; dürüstlüğü elden bırakmadan tehdit edici görünmemek en önemli husustu. Görüştüğüm kadınların bir kısmı isimlerinin gizlenmesini tercih ettiler fakat önemli bir kısmının isimlerinin kullanılmasını arzu ettiklerini görmek benim için şaşırtıcıydı. İsimlerini yazılı olarak görmekten hayli hoşnut görünüyor ve kendilerini veya yaptıkları işleri konu edinen çalışmaların nadiren gerçekleştiğini düşündükleri için gerçek detayların yazılmasını istiyorlardı.
Mülâkat sürecini yürütmek
Mülâkat sürecini yürütmek
Mümkün olan en kısa sürede, en fazla bilgiye erişebilmek için mülâkatların kendisi de uğraştırıcı oldu. Bir saatin en uygun zaman aralığı olduğunu anladım. Mülâkata başlama süreci de (örneğin çay içmek gibi) vakit aldığı için, esas mülâkat süreci yarım saat veya 45 dakikada gerçekleşiyordu. Kadınların kocalarının varlığı zaman zaman karşıma çıkan bir sorundu: Kimi zaman görüştüğüm kadın kocasına riayet ederek kendisine yönelttiğim sorulara onun cevap vermesine neden oluyor veya kocalar mülâkatı tamamen ele geçiriyorlardı. Kocaların suskun kalmadığı durumlarda, kadınlardan sonra onlarla da mülâkat yapmanın en iyi çözüm olduğunu keşfettim. En fenası, kocaların mülâkat boyunca aynı odada, okudukları bir gazetenin ardından benim ve görüştüğüm kişinin üzerinde sessiz ancak doğrudan bir etkiye neden olmalarıydı.
Konudan uzaklaşma sorunundan daha önce söz ettim: Görüşülen insanlar mülâkatın amacından farklı olarak kendilerinin daha çok önemsediği şeyleri anlattıklarında, kabalaşmadan lafı ana konuya çekmek hüner isteyen bir mesele. Bununla birlikte, hava saldırıları ya da kişisel, duygusal olan konu dışı meseleleri konuşmak, -ki bunlar çoğunlukla bir yakının yitirilmesi ve nadiren tecavüzdü- daha kolaydı. Böyle olduğunda çoğu kez mülâkatın asıl amacının peşine düşmekten vaz geçmek durumunda kaldım. Yanı sıra, çoğu yalnız olan ve bu nedenle birilerinin kendilerine eşlik etmesini arzulayan kadınların yanından ayrılmak kabalık gibi geliyor, mülâkatın ardından sohbet etmek için onlarla zaman geçirdiğimdeyse onları kullandığım düşüncesiyle suçluluk duygusuna kapılıyordum. Kimileri en iyi şeyleri kayıt cihazını kapattıktan sonra söylüyor, kimileri sorulara yalnızca “evet” ya da “hayır” biçiminde cevap verdikleri için sürekli yönlendirilmeleri gerekiyordu.
Benim fabrikadaki çalışma deneyimimin, görüştüğüm emekli kadınların aşina olduğu dilden konuşmamda şüphesiz hayli yardımı oldu. Emekli yöneticilerle veya mühendislerle, kadın çalışanlarıyla ilgili konuştuğumda daha idare edici ve kendimi meselenin bir parçası gibi hissettim. Bir şirketin yöneticisiyle, yerel muhafazakâr bir dernekte, Margaret Thatcher’ın kocaman portresi altında gerçekleştirdiğim mülâkatta bilhassa rahatsız oldum. Ona göre ben, endüstrinin verimliliğiyle ilgilenen, çevik bir uzmandım. Ne var ki, inandırıcı bir aktör olmanın, her nitel mülâkat için elzem olduğundan şüpheliyim.
Veri analiz sürecinin etiği
Değinmek istediğim son konu, mülâkat sürecinin kendisi için geçerli olan ahlaki meselelerin, mülâkatlardan elde edilen verilerin yorumlanma aşamasında da eşit miktarda, belki de daha fazla geçerli olduğu. Genellikle mülâkat kayıtlarına veya dökümlerine yalnızca araştırmacının erişimi söz konusudur. Araştırmacıdan başka hiç kimse, hangi bölümlerin önemli görülerek araştırmaya dahil edildiğini denetlemez. Örneğin, bir konuya daha fazla dikkat çekmek için, o konuya ilişkin mülâkatın farklı bölümlerinde gerçekleşen konuşmalardan yapılacak alıntıları bir araya getirmek, alıntıların birbirlerinden bağımsız olarak yapacakları etkiden daha fazlasını gerçekleştirmek için hayli basit bir yöntemdir. Verilerin toplanmasına yönelik ahlaki normlarla ilgili dışsal sınırlandırmalar mevcutsa da, verilerle ne yapılacağına dair ahlaki normlar hayli azdır. Her araştırmacı, mülâkatlarda ifade edilenleri kendi konusuyla ilişkili olacak biçimde yorumlamakla, kendi yararına olacak biçimde çarpıtmak arasındaki sınırı çizme konusunda tek başınadır. Sonuçları, mülâkat yapılan insanlarla paylaşmak, bu duruma getirilebilecek çözümlerden biri olabilir. Fakat sorun esasen, yukarıda tartışmış olduğum gibi, araştırma sürecinin yapısına içkindir ve neticede kolektif bir proje değil, bir araştırmacının projesi olmasıyla ilişkilidir. Lakin ben, mülâkat süreci kadar, mülâkatlardan elde edilen verilerin de ahlaki bir sorgulamaya tabi olmaları gerektiğine inanıyorum.
İki projemde de, normal koşullarda temas etmediğim insanlar beni hayatlarına ve evlerine kabul etti. Onlardan öğrendiklerim çoğunlukla fikirlerimi değiştirmeme ve yeni soruların peşine düşmeme (barınma koşulları ve doğum kontrolü gibi) veya kimi konularda derinleşmeme (kıyafet temizliği teknolojisi ve ekonomisi gibi) neden oldu. Onların projeye ilişkin önerileri ve kişisel tanıklıkları sayesinde, sonuçta ortaya çıkan yazının daha iyi olduğuna şüphe yok. Her ne kadar bu araştırmayla görüştüğüm kadınların ve diğer kadınların cinsiyetleri nedeniyle uğradıkları ayrımcılıkları ortadan kaldırmak için mevcut siyasi koşullar içinde yürütülen politikalara katkı sağlamayı amaçlamışsam da, en azından kısa vadede, çalışmanın onlardan çok bana fayda sağlamış olduğu düşüncesi hayli ironik geliyor. Uzun vadede, koşulların değişme ihtimaline inanmak durumundayım.
Sonuç
Sonuç
Sonuç olarak, İngiltere’de son yıllarda yaşadığımız gibi, siyaseten sakin bir dönemde toplumsal cinsiyete dayalı yapısal eşitsizlikler göz önüne alındığında, bu eşitsizliklerin bileşenlerinin detaylı bir tarihsel analizini yapmak, onları dönüştürecek politikaların güçlendirilmesi için önemini korumaktadır. Toplumsal ayrışma ve siyasi dağılma dönemlerindeyse daha da önemlidir. Böylesi süreçlerin, uzun vadeli tarihsel ve geniş bir bakış açısı sağlama teşebbüslerini ele geçirme veya bastırma eğilimlerine karşı direnmek gerekir. Bu inanç, anlattığım araştırmamın, farklı yöntem ve kaynak kullanımımın ve işçi sınıfından kadınların dönüşen koşullarına ve tecrübelerine ilgimin dayanağı olmuştur.
Ne var ki, bilgiyle siyaset arasındaki ilişki, aktif ve yaygın bir kadın hareketinin mevcut olduğu ve olmadığı koşullarda mutlaka farklılaşacaktır. Aktif ve yaygın bir kadın hareketi varsa, bilgiyi daha kolektif, daha az akademik ve daha az bireysel şekilde geliştirmek, yanı sıra “teoriyle pratik” arasında olumlu anlamda bir bağ kurmak mümkün olabilir. Böyle bir hareket yoksa, sorumluluk feminist araştırmacılara düşer, bir yandan mağlubiyeti kabullenmek, diğer yandan araştırma pratiğiyle feminist siyaseti karıştırmak için değil, fakat üzerinde çalıştığımız teorik araştırmalarla herhangi bir toplumsal dönüşüm arasındaki zayıf ilişkinin farkına varmak için.
Çeviren: İmge Tuğçe Bağır
* Bu çeviri, Glucksmann’ın çalışmasının yalnızca son bölümünü kapsamaktadır. Eserin özgün hâli şöyledir: Glucksmann, M. (1994). The work of knowledge and the knowledge of women’s work. Researching women’s lives from a feminist perspective, 149-165.
** İkinci Dünya Savaşı. (ç.n.)
*** Londra’nın güney-doğusu. (ç.n.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder