16 Mart 2018 Cuma

Bir Dersten Kalanlar: Feminizm, Savaş ve Barış - Alex Dauncey Elwood


Çeviri: Simten Coşar
Güz 2017’de Carleton Üniversitesi Siyasal Ekonomi Enstitüsü’nde Dr. Simten Coşar’ın Feminism, War and Peace dersine kayıt oldum. Dersin gerekleri arasında öğrencilerin aylık okuma metinleriyle ilgili günce tutmaları bulunuyordu. Bu yöntemin geleneksel akademik forumlara uymayan fikirleri ve düşünceleri tartışmak açısından çok değerli bir alternatif sunduğunu düşünüyorum. Bu tür bir tartışma alanının söylemlerle yerleşik ilişkilenme biçimimize bir meydan okuma olarak feminizme elverişli bir zemin sunduğu söylenebilir.  Güncedeki metinler vasıtasıyla dersin temaları tartışmaya açılacak ve öğrencilerin kendi yaşam deneyimleriyle bağlantılandırılacaktı. Ben eğitimim boyunca sorduğum soruları ön plana almanın ve feminist perspektife yönelişimin ve feminizme olan inancıma güven tesis edişimin anlatısını kurmanın bir yolu olarak önceki bene mektup yazma yöntemini benimsedim. Kadınların eşitlik hakları konusunda hep hassastım; ama bu konudaki hassasiyetimi nasıl dile getireceğimi ya da toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin devam ettiği örneklere nasıl yaklaşacağımı bilmiyordum. Feminizmi ne zaman bildiğimi hatırlamıyorum. Feminist köklerimi büyük ölçüde üniversitedeki ilk Siyaset Bilimi hocamdan ve üniversitedeki ilk feminist arkadaşımdan doğru edindiğimi düşünüyorum. Hocam vasıtasıyla belirli terimlerle ve feminist söylemlerle tanışırken arkadaşım başkalarının da eşitlikle ilgili aynı inançları taşıdıklarını görmemi sağladı. Feminist yolculuğum oradan itibaren hiç durmadan devam etti. Kanımca, ilerleyen sayfalardaki günce notları bu yolculuğun bir kısmını ve feminizmle ilgili soruların karmaşıklığını ve katmanlılığını gösteriyorlar. Feminizm sürekli olarak evriliyor; feminist söylemlerle ilişkilenmem de, öyle. Artık kendime söylediğim anlatılara dönüyorum.

1 Kasım 2017
Birinci Sınıf Siyaset Bilimi Öğrencisi Alex,
Okanagan Koleji’ndeki ilk Siyaset Bilimi dersine gireceksin ve derse aşık olacaksın. Hep taşıdığın fikirleri nasıl söze dökeceğini ve destekleyeceğini anlamaya başlayacaksın. Aynı zamanda söylediğini anlamakla kalmayıp feminizm ve/ya da siyaset üzerine saatlerce konuşmaktan senin kadar heyecan duyan insanlarla tanışacaksın. Bu ilk deneyimler, ne istediğin konusunda görüşünü netleştirecek, yüksek lisansa devam ederek siyaset hakkında bilgi biriktirmeye karar vermende etkili olacak.
Ama aynı yolculuk boyunca literatür, hocaların ve sınıf arkadaşlarından dolayı yılgınlık yaşadığın birden fazla örnek olacak. Çileden çıkaran bir unsur tekerrür olacak. “Eşit haklara inanıyorum; ama feminist değilim”, “feminizmin bu Siyaset Bilimi dersinde yeri yok”, “neden feministsin”, “feminizmin akademik açıdan bir geçerliliği yok”, ya da “feminizme hâlâ ihtiyacımız var mı” cümlelerini sayamayacağın kadar çok duyacaksın. Ancak, sana söz veriyorum, feminizme itirazları daha az kişisel alarak yanıt vermek için gereken güveni tesis etmek daha kolay olacak. Muhteşem dersler alacaksın, harika hocalarla tanışacaksın—Eko-feminizm, Kadınlar ve Siyaset, Toplumsak Cinsiyet, Ulus ve Savaş ve nihayet yüksek lisans eğitiminde Feminizm, Barış ve Savaş…
Yüksek Lisans düzeyine geldiğinde aynı düzeydeki diğer öğrencilerin feminizmin öneminin farkında olacaklarını ya da anlayacaklarını düşünüyor olabilirsin. Böyle olmayacak. Ancak Feminizm, Barış ve Savaş dersi sayesinde seninle benzer fikirlere sahip bireylerle karşılacaksın. Ve militarist söyleme karşı durmayı öğrenmenin yanı sıra nükleer silahlar, savaş, şiddet, savunma [sanayii] ve askeriyeyle ilgili siyasal söylemdeki yerini değerlendirmeyi öğreneceksin.  Bu dersin öğreteceklerinin bir kısmını buraya ekliyorum: İlk olarak, Siyaset Bilimi eğitimi alan erkek öğrencilerin "ağır siyaset" üzerine konuşmaya neden bayıldıklarını anlamanı sağlayacak. Bu, Siyaset Bilimi eğitiminin geneline yayılan bir olgu olarak ilgini çekecek; toplumsallaşma üzerindeki etkisiyle de ilgileneceksin. Nihayetinde çoğunlukla eğitim ve/ya da feminizmle ilişkili konulara odaklanacaksın. İkinci olarak, ders, tecavüzün ve cinsel saldırının askeriyede ve genel toplumsal alanda nasıl gizlendiğini tartışmak için alan açacak.  Son olarak, bu ders ikiliklerin hayatımızın her alanına nasıl yayıldığını vurgulayacak. Bu son nokta, ileride yapacağın feminist tartışmaların çerçevesini çizmende yardımcı olacak.

Ders Bir: Feminizmin savaşla ne alâkası olabilir?
Bu derste öğreneceğin araştırma mantığı asker(lik), güvenlik ve savunma söylemlerine yönelik önemli bir perspektifi içerecek; ama sen de biliyorsun bu perspektif genelde bir kenara itilir. Bu dersteki sınıf arkadaşlarınla derslik dışında, "ağır" savunma ve güvenlik "siyaseti"ni de işin içine katarak savaşta feminizme dair konuşmaya çalıştığında birkaç tür karşılık alacaksın. İlki, bu iki konunun birbirinden farklı alanlarda yer aldığı fikrinden çıkacak. Dolayısıyla, feminizm hakkında ne düşündükleriyle savaş hakkında ne düşündüklerini ancak ayrı ayrı sorabileceğini duyacaksın. Bunun, eril savaş retoriğine herhangi bir dişil unsur iliştirdiğimizde mevcut erillik örüntüsünü sekteye uğratmamızla bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bunun ders kapsamındaki okuma metinlerinin çoğunda bulunan ikiliği de beslediği söylenebilir (Enloe 2004, Goldstein 2001, Najmadabi 1997).
Alacağın bir diğer karşılık, askerî harekâtlara yönelik feminist yaklaşımla ilgili olarak değil, askeriyedeki kadınlar hakkında bilgi edinmeye çalıştığın yönünde olacak. Ve ardından artık yorgun düşmüş eski laf gelecek: "Kadınlar fiziksel yeterliğe sahip olsalar tabii ki askeriyede yer alabilirler; ama çoğunluğu bu açıdan yetersiz." Doğru; zira askeriye açısından yeterliliğin tek ölçüsü fiziksel açıdan uygunluk. Feminizm askeriyeyle ilgili olarak salt tartışıldığında bile erilleştirilmiş askerî yapılar içerisindeki tahakkümü, hiyerarşiyi ve patriyarkayı tehdit eder. Ekim ayındaki okuma metinlerinin, özellikle Goldstein (2001) ve Cohn’un (2000) bu karşılığa bakarken yardımcı olacaklarını göreceksin. Bu toplumsallaşmayla ilgili bir mesele.
Doğduğun günden itibaren kız çocuklarında ve erkek çocuklarında belirli özelliklere değer vermeyi öğrenecek şekilde toplumsallaşırız. Bu, toplumda uzun vadeli yapıların oluşmasıyla bağlantılı olarak işler. Savaş ve askerî faaliyetler, kuvvetli olmak, hissiz kalmak/durmak, disiplin ve onur gibi belirli özellikleri değerli kılar. Okullar, ebeveynler, arkadaşlar, popüler kültür ve kitle medyası tarafından erkek çocuklarının çok erken yaşlardan itibaren bu özellikleri benimsemeleri sağlanır. Bu, "erkek çocuklar ağlamaz", yaptıkları işlerde erkek çocukları övmek, sporda şiddet ve rekabeti teşvik etmek ya da belirli davranışları affetmek kadar basit bir şekilde işleyebilir. Bunların hepsini K-12 eğitimi boyunca öğrendin; söz gelimi, spor takımlarına önce erkek çocukları seçtiler. Ya da avukat olamayacak kadar tatlı olduğunu söylediler; erkek öğrencilerin öğretmenlerin dediklerini sorgulayabildiklerini bildiğin için sen de sorguladığında sınıftan çıkartıldın ve fikirlerin baştan reddedildi.
Böyle olduğunda, erkekler artık çocuk olmadıklarında askeriyeyle bağlantılanırlar; zira bu kurum benimseyegeldikleri özelliklere değer verir. Siyaset Bilimi alanında erkek öğrencilerin savaşın koyu erilliği karşısında özellikle büyülenmeleri bu nedenledir. Feminizm erkek öğrencilerin savaş çalışmaları alanında kendilerine açtıkları alanı tehdit eder.

Ders İki: Askeriyede cinsel saldırı neden yaygındır?
Öğreneceğin ikinci ders üzerine konuşmak daha zor; ama askeriyede ve toplum genelinde cinsel saldırının yaygın inkârı arasındaki bağlantıyı görmek açısından önemli. Goldstein (2001) savaş sırasında gerçekleşen, kimisi rızaya dayalı olan kimisi rızaya dayanmayan çeşitli cinsel etkileşimleri önümüze serdi. Sivil toplumda cinsel saldırı ve taciz diğer ortak konularda olduğu gibi açıklık, güven ve destekle ele alınmıyor. Askeriyenin etrafındaki perde çok daha kötü olabilir.
Feminizmin kadınlara yönelik cinsel saldırıya odaklanmasına yönelik olarak dile getirilen şöyle bir argüman duyacaksın: Erkekler de kadınlar gibi cinsel saldırıya uğruyorlar; öyleyse feministler neden erkekleri de göz önüne almıyorlar. Bu soru için iki yanıt öğreneceksin. İlk olarak, cinsel saldırının bağlamına, erkeklere yönelik cinsel saldırının tipik mekânının hapishaneler ve öğrendiklerimiz doğrultusunda askeriye olduğuna dikkat çekmek gerektiğini göreceksin. Dahası, cinsel saldırının faillerinin ağırlıklı olarak erkek olduklarını eklemek de önemli olacak. İkinci olarak, feminizmin patriyarkaya karşı çıkmakla tecavüz kültürüne son vermeyi amaçladığını, bunun toplumun bütün üyelerinin yararına olacağı yanıtına sahip çıkacaksın.
Zarkov’un (2011) metninde bu konu savaş zamanı tecavüzün arkasında yatan diğer nedenler vurgulanırken görünürlük kazanıyor. Tecavüz bir etnik grup üzerinde tahakküm biçimi ve/ya da "kaybeden" halkları aşağılama yolu oluyor. Bunlar savaş zamanının gerçeklikleri. Lisansta ikinci yılında Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı sırasında kurumsallaştırdığı comfort women (rahatlatan kadınlar) üzerine bir ödev hazırlayacaksın. Bu ödevi hazırlarken, savaş zamanı tecavüzün "muharebenin önlenemez eşlikçisi" ya da "savaş ganimeti" olduğu yönündeki nosyonlarla karşılacaksın. Tecavüz ve cinsel saldırının savaşın doğasında gömülü olduğu kanısı yeni bir anlayışa ya da devrimci bir fikre işaret etmiyor; ama bu konuyu tartışmak hâlâ çok zor. Bu nedenle feminizm var. Feminizm, salt askeriyede daha fazla kadına ihtiyacımız olduğu ya da kadınlar savaş alanlarında erkeklerden daha farklı etkilendikleri için değil, askeriyedeki ve askeriyeden doğru işlenen yaygın cinsel saldırıya alan açan zehirli kültürü açığa çıkaracağı için de savaş dönemleriyle ilgili incelemelerin bir parçası kılınmalı. Feminizm, savaş söylemini ve dolayısıyla toplumu yeniden şekillendirmek için kılavuzluk eder. Asıl argümanıma dönecek olursam; feminizm savaş söylemi analiz edilirken dışarıda bırakılmamalı; savaş ve askeriye üzerine çalışanlar bu yaklaşımla ters düşmemeliler. Bunu daha da geriye saracak olursam, insanların feminizmin savaş söylemine yaklaşımıyla, diğer bir ifadeyle toplumdaki yaygın savaş nosyonuna ve savaşı anlama biçimine feminist bir perspektifle bakmakla daha fazla ilişkilenebilmelerini sağlamak için insanların feminizm karşısında tehdit altında olduklarını düşünmemeye dönük bir şekilde toplumsallaşmaları ve eğitilmeleri gerekiyor. Bu aynı zamanda, akademik dünyada feminizmin katkılarının görülmesi açısından da önemli bir adım olacaktır.

Ders Üç: İkilikler savaşa gömülüyse?
            Son olarak, ders kapsamındaki okumalara olduğu kadar içerisinde yetiştiğin eğitim sistemine gömülü ikilikleri de sürekli olarak göreceksin. Burada özellikle görünür olan ikilikler erkek/kadın, savaşçı/sivil bileşenleri arasında kurulur—ki bunlar, bütün yazarların ortak dayanak noktalarıdır. Erkek/kadın ikiliği kurulumlarını ve toplumsal inşayı imleyen erillik ve dişillik nosyonlarıyla temsil edilir. Erillik ve dişillik askeriyeye özgülenen hedeflere ulaşmak için birkaç yoldan kullanılırlar.  
Bir yol, kahraman kompleksinden geçer. Burada erillik, dişilliğin düşman karşısındaki koruyucu zırhını oluşturur: Erkekler, yetersiz olan ve fail olamayan kadınları korumak için güçlü olmalıdırlar. Bu ikilik, sömürgeciliğin dayandığı kurtarıcı kahraman retoriğiyle yakından ilişkilidir. Zarakov (2011), sömürgeci tahayyülünde medeni olan karşısında ilkel olanın inşasına gömülü kadınlık – güçsüzlük özdeşleştirmesinin ikiliği nasıl kalıcılaştırdığını tartışır. Böylelikle, sömürgeciliğin işleyişine kadınlar da katılır.  Jessica Yee’nin (2011) Feminism for Real: Deconstructing the Academic Industrial Complex of Feminism (Sahiden Feminizm: Feminizmin Akademi Endüstri Kompleksini Sökmek) adlı kitabını okuduğunda, bu katılımın bir veçhesini daha net göreceksin: Yazar, yerli kadınların feminizmden kaynaklı kız kardeşliği hemen hissetmediklerini, zira özellikle beyaz kadınların hâlâ sömürgeciliğin baskıcı yapılanması içerisinde yer aldıklarını vurgular. Kitapta pek tabii ki feminizm bir kenara koyulmaz; ancak, beyaz feministleri sömürgecilik içerisinde kendilerine biçilen rolü, ve patriyarkanın sömürgeci formunun yerli kadınların yaşamlarına sızışını anlamaya davet eder. Bu ikiliklerin kesişmelerine işaret eder.
Dahası, erillik kadınsı olmayı istememek üzerinden de teşvik edilebilir. Bir erkek, bedensel hasletler, kuvvet, hissizlik ya da hislerini göstermeme gibi baskın erillik hallerine uyduğunda kadınlıkla itham edilmekten biraz daha kurtulur. Erillikle kurulan bu ikilikte eşcinseller kadın(sı)lık üzerindeki tahakküm anlatılarını bozarken homofobi kadın(sı)laştırılan her ne varsa, üzerine baskın erilliği yeniden yapıştırır. Çalışmadaki diğer ikilikler, vatanla özdeş anneyi koruyan devletle özdeş savaşçı kahraman temsillerinde görülebilir. Najmadabi’nin (1997) makalesi bu açıdan önemlidir. Najmabadi, bu tür bir kurulumun erkeklerin oğulları olarak anneleri, vatanları için savaşma zorunluluğunu nasıl içselleştirdiklerini tartışır. Bu retorik bütün kültürlerde farklı formlarda işler ve en az karşı çıkılan ikiliklerden birini yeniden-üretir.
Son olarak, Alex, bütün bunları öğrenmek seni feminizm konusunda daha istekli, feminizmle ilişkinde daha eleştirel kılacak. Öyle ki, kesişimselliğe dönecek ve feminist değerlerini ve fikirlerini eleştiri süzgecinden geçirmekten çekinmeyeceksin. Güçlü ol. Vazgeçme. Feminist araştırma her zaman önemli ve değerlidir.

1 Aralık 2017
Sevgili yüksek lisans öğrencisi Alex,
Lisans eğitimini tamamladın; mezun oldun. Tebrikler. Bununla ne yapacaksın? Siyaset Bilimi… Siyasetçi mi olacaksın? Şu anda dünyadaki her bir siyasal gelişmeyle ilgili ne düşünüyorsun? Bir fikrin yok mu; iyi de, Siyaset Bilimi okurken ne öğrendin, o zaman? Siyaset Bilimi mezunu olduğunu söylediğinde yüzleşeceğin sorular ve tespitler bunlar olacak. Ama seni zorlayan, Siyaset Biliminde olma nedenini sana gösteren daha önemli sorularla da karşılaşacaksın. Hem bu sorular, Siyaset Bilimi kapsamındaki yaklaşımının lisans düzeyinin ötesine geçmesini sağlayacak bir aşama olarak feminist söylemle iştigaline kapı açacaklar. Kadınlar neden hep barış yanlısı olarak temsil edilirler? Kadınlarla ilgili olarak inşa edilen bu anlatı ısrarla gündemde kalır. Belki de bu nedenle faili kadın olan suçlar özellikle ilgini çekiyor... Karla Homolka ya da Kelly Ellard[1] gibi cezai suç işleyen kadınlar, kadınları barışçıl olarak resmeden bu anlatıyı sekteye uğratırlar. Ya da bununla bağlantılı olarak, suçun ve şiddetin sıradanlığını, sıradan insanların ve özellikle erkeklerin nasıl zulmedebildikleri sorusunu gündeme getirebiliriz. Sorumluluğu nerede aramalıyız? Erillik inşası belirli fiillerin normalleştirilmesini nasıl sağlar? Hane içi şiddet, tecavüz ve cinayet vakaları genelde bunlara yol açan sistemik sorunlardan ziyade bireysel nedenlere bağlı olarak açıklanır. Bireysel düzeyde failleri tabii ki sorumlu tutacağız; ama toplumun sorumluluğu da göz önüne alınmalı. Nihayet, toplumsal hareketlerin ortaya çıkışına bakmaya başlayacaksın. Bu hareketlere kimler dahil edilmeli? Hareketler içinde kimler hangi rollere sahip olabilirler? Bu hareketlere kimlerin dahil olacağını belirlemek herhangi birinin ya da birilerinin yetkisi ya da hakkı olarak tanımlanabilir mi? Muhafazakâr olan birinin feminist olamayacağını söyleyen arkadaşların olacak. Başlangıçta bu sava karşı geleceksin; zira kimin feminist olabileceğini ya da olamayacağını söylemenin kimsenin tekelinde olmadığını düşüneceksin. Öte yandan, farklı feminizmleri daha kesişimsel olması ve baskılayıcı olmaması yönünde çalışacaksın. Dahası feminizmin tekçil bir yapıda olmadığını görmek de önemlidir. Feminizmin farklı okumaları ve vehçeleri vardır. Bunlar hem söylemsel kurulumlarına bakarak hem de bireysel yapıp etmeleri hesaba katarak anlaşılabilir. Böylelikle lisans dereceni aldıktan sonra Siyaset Biliminin geleneksel parametlerinin ötesinde düşünmek için nedenlerin olacak. Kendi fikirlerini geliştireceksin; kendininkilerden vazgeçmeden farklı fikirleri dinleyeceksin. Tartışmasız bir şekilde feminist olacaksın ve feminizme olan inancından taviz vermemek için gereken güveni kazanmış olacaksın.

Ders Dört: Kadınlar neden hep barışçıl olarak temsil edilirler?
Kadınların barışçıl ve nazik, şefkatli, bakıma eğilimli, anaç oldukları anlatısı toplumsal alandaki söylemlerin ortak noktasını oluşturur. Filmlerdeki tiplemeler de buna işaret eder. Across the Universe’deki,[2] Vietnam’daki savaşı protesto etmek için hiç yılmadan çalışan ve içinde bulunduğu gruptaki erkekler bir bomba yapmaya karar verdiklerinde savaş karşıtı hareketi sorgulayan, Lucy karakteri bu açıdan önemli bir örnektir: “Bombayı atanın karşı taraf olduğunu sanıyordum.” Vietnam Savaşı sırasında Amerikan toplumundaki savaş karşıtlığıyla ilgili bir müzikal boyunca barışçıl, kadın sabitini temsil eder. Ya da Yıldız Savaşları’ndaki Prenses Leia’ya bakabiliriz. O da, yönetici rolündeyse de, erkek kardeşi Luke’ün aksine savaşmaz; daha barışçıl ve şefkatli olarak resmedilir. Dahası TV’de ya da sinema filmlerinde spor alanında ya da barlarda kavga başladığında kadınlar yine aklın dengeli sesi olarak görünürler. Bu anlatı hattı Mad Max: Fury Road’da[3] Charlize Theron ya da Kill Bill’de[4] Uma Thurman, ya da Orange is the New Blackteki karakterlerin çoğunluğu tarafından rotasından saptırılır.  Kadınları barışçıl ve nazik olarak resmetmekte ısrarcı anlatı hattından sapmanın önemini görmek kişisel açıdan da faydalı olacak; çatışmalı durumlarda arabulucu olman ya da herkesi her zaman memnun etmen gerekmediğini fark edeceksin. 
Ders kapsamındaki okumalarda erkekler şiddetle, kadınlar barışçıl duruşla ikiye ayrılırlar. Ama bu, biyolojik bir ön-belirlenim değildir. Kadınlar içsel olarak daha barışçıl değiller; ne de erkekler daha şiddet yanlısı olarak doğuyorlar.  Burada belirleyici olan, önce çocukların, ardından erkekler ve kadınların toplumda belirli bir statü elde etmek için gereken toplumsallaşma sürecidir. Ancak, Halek Afshar’ın (2003) ve Azza Karam’ın (2001) makalelerinde vurgulandığı haliyle barış hareketlerinde kadınları neden daha sık görüyoruz? Bunun kısmen, toplumsallaşmayla bağlantılı olduğunu öğreneceksin. Ama aynı zamanda barış hareketlerinin, kadınlar için hem siyasal bir platform sağladıkları hem de eril savaş söylemi altındaki siyasal alana girebilmeleri için bir yol sunduklarını da düşünüyorum. Kadınların savaşlarda aktif bir şekilde yer almaları ya erkekler arası ilişkilerle bağlantılı olarak ya da emek ilişkileri üzerinden sınırlandırılır. Kadınlar savaş dönemlerinde tıbbi bakım hizmetinde yer almışlardır; aslında bunun, eril savaş karşısında kadınlara özgü barışçıl bakım arasındaki ikiliğe meydan okumak açısından pek işlevsel olduğu söylenemez. Ama barış aktivizmi içerisinde yer almak kadınlara seslerini duyurmaları için bir platform sağlar. Savaş politikalarıyla ilişkilenen kadınlar bile üst düzeydeki karar alma süreçlerinden dışlanırlar. Öte yandan barış aktivizmi kadınların savaş politikalarının seyrini etkilemelerine kapı açabilir.
Sonuç olarak, kadınların, ancak toplumsallaşma ve kadınlığa atfedilen toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle doğaları itibarıyla daha barışçıl oldukları varsayılabilir. Bu, kadınların söz konusu nosyona sahip çıkmalarına ve bu nosyonu kadınların askerî harekâtlarda daha fazla etkili – bu, salt farkındalık yaratmak biçiminde olsa bile – olmalarını sağlayacak şekilde dönüştürmelerine alan açmıştır. Savaşlara ve çatışmalara içkin erillik üzerine bir tartışma, hâkim barış nosyonları ve barışçıl iyileştirme süreçlerinin kimler tarafından yönetildiği sorgulanmadığı sürece eksik kalır. Bu ayın okumalarında ve birlikte izlediğimiz ikinci belgeselde değinilen, Millî Güvenlik Konseyi’nin 1325 Sayılı Kararında, kadınların çatışma sonrası barış görüşmelerinde yer almasının savaş ve çatışma sonrası toplumsal yeniden yapılandırma süreçleri açısından değeri ve yapıcı etkisi tespit edilmiştir. Kadınların, doğuştan taşıdıkları birtakım özellikler nedeniyle değil, çatışma sonra istikrarlı bir yönetimin kuruluşunda bütün perspektiflerin, deneyimlerin ve fikirlerin değerlendirilmesi gerektiği için barış sürecinin parçası olmaları gerekir. 

Ders Beş: Suç ve şiddet sıradan mıdır; sıradan insanlar neden ve nasıl zulmederler?
Nadire Mater’in (1997) kitabından yaptığın okumalarda seni en fazla etkileyecek olan şey tasvir ettiklerinin sıradanlığı olacak.  Hannah Arendt’in tartıştığı Kötülüğün Sıradanlığı kavramı insanların farklı zulmetme fiillerinin arkasındaki nedeni anlamamıza yardımcı olur. Arendt, Adolf Eichmann’ı yaptığı zulümde tek sorumlu olarak resmetmediği için, özellikle Yahudi olması itibarıyla çok fazla tepki çekmişti. Eichmann’a sorumluluk yüklemiş olsa da bağlamın ve dönemin siyasal iklimindeki biteviye endoktrinasyonun etkisini de vurgulamıştır. Mater’in çalışmasında açığa çıkan çarpıcı çelişkilerden biri, mülâkat yaptığı askerlerin başvurdukları şiddetin farkında oldukları, bağlama dayanarak meşrulaştırmadıklarında nasıl kabul edilemez olduğunun farkında oldukları; fakat şiddet örüntüsünü yeniden üretmeye devam etmelerinde görülebilir. Mülâkatlar, askerlerin şiddet kullanarak ne yaptıklarını bildiklerini ve bunun yanlışlığını gördüklerini, ama söz konusu bağlam içerisinde zorunluluk temelinde kaçınılmaz ve normal kılındığını görmemizi sağlar. Nihayetinde, savaşın askerlerin uyguladıkları şiddeti normalleştirdiği gerçeğinde dururuz.
Şiddeti, çatışmanın dolayımlanması açısından meşru bir form olarak kabul etme süreci insan olmaya içkin bir değildir; bağlamsaldır. Bu, kadınların savaş bağlamları dışında benimsemedikleri kararları savaş sırasında almalarıyla da açıklanabilir; bireysel düzeydeki yapıp etmelerimizi değiştiren bir durumdur, bu. Bireysel kararlar, siyasal, ekonomik ve toplumsal şiddetle karşı karşıya kaldığımızda değişirler.  Bunun bir örneğini, şiddete başvurularak temin edilen tabiyet vasıtasıyla korunan toplumsal hiyerarşiyi kabul edecek şekilde normalleştirilen bireylerde görmek mümkün.
Bu, Michael Kimmel’in (2005) makalesiyle de bağlantılı olarak okunabilir. Kimmel, küreselleşmeyi, belirli gruplar karşısında duyulan hıncın toplumsallaşmasının arkasındaki unsurlardan biri olarak saptar. Birinci Dünya Savaşı sonrasında faşist bir kitleselliği harekete geçirmek daha kolaydı; zira ekonomik zorluklar kitlelerin yapabilirliklerinin sınırlandığı ve suçlayacak birilerini bulma güdüsünü davet eden vahim koşullara yol açar. Kimmel, ekonomik yoksunluğa karşı oluşturulan dünya çapında örgütlenmeleri ele alır. Ama burada, asıl neden kapitalist küresel ekonomik düzenken özellikle azınlıklar ve kadınlar suçlanırlar. Bu grupların kucakladıkları nefret ve şiddet bu bağlamda değerlendirilmelidir.
İnsanların yaptıklarından sorumlu tutulmaları gereği şüphe götürmez. Ama Siyaset Bilimi sana, bunun yapıp ettiklerimizle ilgili çok basit bir suçlama olduğunu öğretecek. Siyaset Bilimi, devletin ve toplumun insanları feci fiillere doğrudan ya da dolaylı olarak nasıl ittiği konusuna eleştirel bir perspektiften bakman için gereken araçları sağlayacak. Söz gelimi, devletin, insanların amaçlarına ulaşmak için tek yolun şiddet kullanmak olduğunu düşünmelerine neden olan koşulları yarattığını ya da Nazi Almanyası’nda olduğu gibi insanları zulme ittiğini görmeni sağlayacak.

Ders Altı: Kimin katılıp kimin katılamayacağını belirlemek bir hak olabilir mi?
Erkek hakları, erkek aktivizmi, erilliğe meydan oku ya da erkek çalışmaları gibi terimleri gördüğünde rahatsız bir hissin bedenini ve aklını sardığını hissedeceksin. Bu, erkekleri binlerce yıl boyunca devam eden, hepsi tıka basa kadın düşmanlığıyla dolu iktidar yapılarını ve tahakkümü sahiplenmeye, tahkim etmeye, ve devam ettirmeye teşvik eden bir grup mu olacak? Ya da, hepimize zarar veren toplumsal cinsiyet rollerini ve dolasıyla patriyarkayı yıkma amacıyla mevcut erillik inşasına meydan okuyan erkek gruplarının oluşmasına mı yol açacak? (Genelde birinci seçenek işliyor.) Nitekim, eski Eğitim Bakanının erkek çocuk gruplarıyla görüşeceğini ve mevcut başbakanla ilgili seksist sözler sarf eden erkek hakları grubuyla sayısız yazışma yaptığını öğreneceksin. Bakanının seksist ifadeleri desteklediğini söylemiyorum; daha ziyade seksist retoriğin (nasıl) devam ettiğine işaret ediyorum. Dahası, feministleri, feminizmi ve genel olarak kadınları hedef alan, çoğunlukla internette faal olan, formel ya da enformel bağlara sahip çeşitli erkek gruplarıyla karşılaşmış olacaksın. Bu, Anita Sarkeesian’a oyun endüstrisine yönelik feminist eleştirilerinden rahatsız olan (video oyunu oynayan) erkeklerden gelen ölüm ve cinsel şiddet tehditlerinde görülebilir. Bu tür örnekler, erilliğe meydan okumaya çalışan erkek gruplarıyla karşılaştığında düşünceni bulandıracak.
Ancak, erkeklerin ve erkeklerin oluşturdukları grupların feminist harekette önemli bir yere sahip olabileceklerine inanıyorum. Herkes tarafından kabul edilmese de hareket içinde onların da yer alması gerektiği açık. Feminist olduklarını ilan eden erkekler, Kanada Başbakanı Trudeau, aktör Matt McGorry, NFL oyuncusu ve aktör Terry Crews ve aktör Justin Balondi yıkıcı erilliğe karşı geliştirilen söylemleri benimserken erkeklerin feminizmle nasıl ilişkilenebileceklerine dair örnekler sunmaktadır. Michael Flood (2005) erkeklerin barış hareketlerinde ve geleneksel söylemlere karşı çıkışta oynayabilecekleri yolları araştırır. Bazı feministler erkeklerin feminist harekette aktif bir savunuculuk üstlenmelerini desteklemezler. Buna katılmasam da karşı çıkışın nedenlerini anlıyorum.  Zira böyle bir savunuculuğun ‘seksizm kontrolünden muafiyet talebini beraberinde getirdiğine inanan birçok ‘feminist’ erkek gördüm. Bu durum seni, gerçekten, yılgınlığa sevk edecek. Feminist erkekler, kadınların fikirlerinin, perspektiflerinin ve tecrübelerinin hareketin ön saflarında yer almasını engellemedikçe ve doğrudan destekledikçe tabii ki daha fazla erkeğin feminist hak savunuculuğunda yer aldığını görmek isterim. Binlerce yıllık patriyarkal baskıya meydan okumak, olabildiğince fazla destek gerektiren zor bir iş. Burada anlatı, erkeklerin ve erilliğin feminist söylem kapsamında benimsenmesi ekseninde değil, erkeklerin erilliğe ve patriyarkaya meydan okumak için feminist söylemi benimsemeleri hattında ilerlemelidir. 
Yukarıda tuttuğum üç ayrı kayıtla bu üç fikri birbirine bağlayan tema erilleştirilmiş savaş karşısından kadınlaştırılmış barış arasındaki geleneksel ikiliklere karşı çıkış denemesi olarak özetlenebilir. Bunu yaparken, nefret söylemlerini meşrulaştırmamaya azami önem vererek bireylerin maruz kaldıkları baskıları nasıl algıladıklarını da hesaba katıyorum. Alex, Siyaset Bilimi her an bütün doğru yanıtları bilmek ya da doğru sözleri kurmakla alâkalı değildir. Siyaset Bilimi, seni rahatsız eden soruları sormakla, geleneksel anlatıların bozulmasına alan açmakla ve kendi inançlarında eminken başkalarını da dinlemekle alakâlıdır. Bu, beyaz heteroseksüel bir Kanadalı olmak gibi yaşamda sahip olduğun ayrıcalıkları görmenin yanı sıra bir şekilde işbirlikçisi olduğun baskı biçimlerini soruşturmak anlamına gelebilir. Bu ders sana, yanıtı olmayan soruların en fazla ilgilenilmesi gereken ve en değerli sorular olduğunu öğretecek. Siyaset Bilimine ya da bu dersin temel dayanaklarından olan feminizme yaklaşmanın tek bir doğru yolu yok. Aksine, öğrenmeye devam etmek için benimsediğin ve başkalarının benimsedikleri fikirlere sürekli olarak meydan okumak gerekiyor.


Kaynaklar

Azza Karam, ‘Women in War and Peace-Building: The Roads Traversed, the Challenges Ahead,’ International Feminist Journal of Politics, 3 (1) (Nisan 2001), s. 2-25.
Cohn, Carol ‘‘How Can She Claim Equal Rights When She Doesn’t Have to Do As Many Push-Ups As I Do?’: The Framing of Men’s Opposition to Women’s Equality in the Military,’ Men and Masculinities, 3 (2000), s. 131-151. 


Enloe, Cynthia. ‘All the Men Are in the Militias, All the Women Are Victims: The Politics of Masculinity and Femininity in Nationalist Wars,’ The Curious Feminist: Searching for Women in a New Age of Empire içinde (California: University of California Press, 2004). 


Enloe, Cynthia. ‘Spoils of War,’ The Curious Feminist: Searching for Women in a New Age of
Empire içinde (California: University of California Press, 2004). 


Halek Afshar, ‘Women and Wars: Some Trajectories Toward a Feminist Peace,’ Development in Practice, 13 (2 ve 3) (Mayıs 2003), s. 178-188. 

Goldstein, Joshua S. ‘Heroes: The Making of Militarized Masculinity,’ War and Gender: How Gender Shapes the War System and Vice Versa içinde (UK ve USA: Cambridge University Press, 2001).

Goldstein, Joshua S. ‘Conquests: Sex, Rape, and Exploitation in Wartime,’ War and Gender: How Gender Shapes the War System and Vice Versa içinde (UK ve USA: Cambridge University Press, 2001).

Michael S. Kimmel, ‘Globalization and Its Mal(e) Contents: The Gendered Moral and PoliticalEconomy of Terrorism,’ Handbook of Studies on Men and Masculinities içinde, Michael Kimmel, Jeff Hearn ve R.W. Connell (Der.) (Thousand Oaks, Londra, New Delhi: Sage, 2005). 

Michael Flood, ‘Men’s Collective Struggles for Gender Justice: The Case of Antiviolence Activism,’ Handbook of Studies on Men and Masculinities içinde, Michael Kimmel, Jeff Hearn ve R.W. Connell (Der.) (Thousand Oaks, Londra, New Delhi: Sage, 2005). 

Nadire Mater, ‘I Love All Human Beings; Even the Terrorists We Captured,’ Voices from the Front içinde (USA: Palgrave Macmillan, 1998). 

Nadire Mater, ‘I Became A Terrorist, Like They Said, A Real Terrorist...’ Voices from the Front içinde (USA: Palgrave Macmillan, 1998). 

Najmabadi, Afsaneh. ‘The Erotic Vatan [Homeland] as Beloved and Mother: To Love, To Possess, and To Protect,’ Comparative Studies in Society and History, 39 (3) (Temmuz 1997), s. 442-467. 


Yee, Jessica. Feminism for Real: Deconstructing the Academic Industrial Complex of Feminism. (Canadian Centre for Policy Alternatives 2011).

Zarkov, Dubravka. ‘Exposures and Invisibilities: Media, Masculinities and the Narratives of Wars in an Intersectional Perspective,’ Framing Intersectionality: Debates on a Multi- Faceted Concept in Gender Studies içinde, Helma Lutz, Maria-Terese Herrera Vivar ve Linda Supik (Der.) (Burlington, VT.: Ashgate, 2011).




[1] Bu kadınlar Kanada’nın en bilinen katilleri arasında yer alır. Karla Homolka, 1980’lerin sonlarında kocasıyla birlikte kendi kız kardeşi de olmak üzere üç kişiyi öldürdü.  Ken ve Barbie katiller olarak tanındılar. Karla Homolka, bugün, Quebec’te yaşıyor; kocası da hâlâ hapiste. Kelly Ellard, 1997 yılında 15 yaşındayken bir sınıf arkaşını öldürdü. Bugün hâlâ hapis cezasında.
[2] 2007 yapımı müzikal. Yönetmen, Julie Taymor. Türkiye’de Seni İstiyorum adıyla gösterime girdi.
[3] 2015 yapımı. Yönetmen, George Miller.
[4] İlki 2003 yılında ikincisi 2004 yılında gösterime girmiştir. Yönetmen, Quentin Tarantino.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder